Deprem bölgesinde orta hasarlı binalar ne olacak ?

Kaan

New member
Deprem Bölgesinde Orta Hasarlı Binalar Ne Olacak? Güçlendirme mi, Yıkım mı?

6 Şubat depremlerinden sonra orta hasarlı binalar meselesi benim açımdan en zor başlıklardan biri oldu. Çünkü kâğıt üzerinde “orta hasarlı” ifadesi insana, “Demek ki bina tamamen kaybedilmemiş” duygusu veriyor. Fakat sahadaki gerçeklik çok daha karmaşık. Bir tarafta yıllardır aynı evde yaşayan, yeniden ev kuracak maddi gücü olmayan insanlar var; diğer tarafta ise deprem görmüş bir yapının gerçekten güvenli olup olmadığını tartışan mühendislik gerçekliği bulunuyor. Haberleri, resmi açıklamaları ve özellikle deprem bölgesindeki uygulamaları takip ettikçe şunu görüyorum: Buradaki temel mesele yalnızca binaların yıkılıp yıkılmayacağı değil, hangi binanın bilimsel olarak güçlendirilebilir olduğu, bunun kimin tarafından ve hangi kaynakla yapılacağı ve vatandaşın bu süreçte ne kadar belirsizlik yaşayacağıdır.

Kişisel olarak bu konuya bakarken en fazla dikkat ettiğim nokta şu: “Orta hasarlı” ifadesini günlük dildeki anlamıyla değerlendirmemek gerekiyor. Bu bir “bina biraz hasarlı, oturulabilir” anlamına gelmiyor.

Orta Hasarlı Bina Ne Demek?

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından yayımlanan bilgilendirmelerde orta hasarlı yapı, deprem nedeniyle güçlendirme gerektirecek derecede hasar gören yapı olarak açıklanıyor. Bu yapıların güçlendirme yapılmadan kullanılmasına izin verilmemesi gerektiği belirtiliyor. Webdosya

Burada önemli bir ayrıntı var. “Orta hasar” bir mühendislik değerlendirmesidir; binanın gelecekteki bütün depremlerde güvenli olduğu anlamına gelmez. Binanın mevcut durumu, taşıyıcı sistemindeki hasarın niteliği, zemin koşulları, yapı sistemi ve güçlendirme projesinin teknik yeterliliği birlikte değerlendirilmelidir.

Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği de mevcut binaların değerlendirilmesi ve güçlendirilmesi için kurallar içeriyor. Yönetmelik 2018'de yayımlandı ve 1 Ocak 2019'da yürürlüğe girdi. AFAD

Dolayısıyla “Bina orta hasarlı çıktı, demek ki kurtarılabilir” demek kadar, “Orta hasarlıysa kesinlikle yıkılmalı” demek de tek başına bilimsel bir sonuç değildir.

Asıl soru şudur:

Bu bina, güncel teknik kriterlere göre güvenli bir performans düzeyine getirilebiliyor mu?

Peki Devletin Uygulaması Ne Oldu?

6 Şubat depremleri sonrasında AFAD'ın 21 Kasım 2023 tarihli genelgesinde orta hasarlı binalar açısından oldukça net bir süreç oluşturuldu. Güçlendirmek isteyenlerin 29 Aralık 2023'e kadar ilgili idareye yazılı başvuruda bulunması gerekiyordu. İlk başvuru için bütün kat maliklerinin en az beşte dördünün rızası şartı getirildi. Ruhsat işlemlerinin tamamlanması için de 5 Nisan 2024 tarihi öngörüldü. Ruhsat alanlara ise ruhsat tarihinden itibaren bir yıllık güçlendirme süresi verildi. Bu süre içerisinde güçlendirme yapılmayan yapıların ağır hasarlı gibi işlem görerek yıkılması ve ilgili AFAD hak sahipliğinin kaybedilmesi öngörüldü. AFAD

Buradan bugüne baktığımızda önemli bir sonuç ortaya çıkıyor: Orta hasarlı binaların tamamı otomatik olarak güçlendirilip kullanılmayacak.

Bir kısmı teknik olarak güçlendirilecek, bir kısmı ise sürecin şartlarını yerine getirmediği veya güçlendirme açısından uygun bulunmadığı için yıkım sürecine girecek.

Nitekim bu yalnızca kâğıt üzerinde kalan bir düzenleme değil. Örneğin Batman İl Müdürlüğü, Mart 2025'te orta hasarlı olup güçlendirilmediği için ağır hasarlı kabul edilen 13 binanın yıkımına başlandığını ve bunlardan 4'ünün yıkıldığını açıkladı. Çevre Bakanlığı

Adıyaman AFAD'ın Ekim 2025 tarihli açıklamasında da bölgede “orta hasarlı konutların yıkım veya güçlendirme süreçlerinin” hâlâ koordinasyon toplantılarında değerlendirildiği görülüyor. Adıyaman Afad

Yani 2026'ya gelmişken konu tamamen kapanmış bir dosya değil; bazı yerlerde yıkım, bazı yerlerde güçlendirme ve hak sahipliği süreçleri devam eden bir mesele.

Güçlendirme Gerçekten Mantıklı Bir Seçenek mi?

Bence tartışmanın en güçlü tarafı burada başlıyor.

Her orta hasarlı binayı yıkıp yeniden yapmak zorunda olduğumuzu varsaymak doğru olmayabilir. AFAD'ın Türkiye Afet Sonrası İyileştirme Planı'nda da orta hasarlı olarak tespit edilen binaların teknik ve hukuki standartlara uygun biçimde güçlendirilerek afetlere dayanıklı hale getirilmesi ve yeniden kullanılabilmesi için ayrı bir güçlendirme süreci tanımlanıyor. Planda bina hasar tespiti, hak sahipliği, proje hazırlanması ve güçlendirme uygulaması ayrı aşamalar halinde ele alınıyor. AFAD

Bu önemli. Çünkü güçlendirme, doğru projelendirilmiş ve doğru uygulanmışsa mevcut yapı stokunun bir bölümünü kaybetmeden güvenli hale getirme imkânı sağlayabilir.

Fakat burada çok ciddi bir “ama” var.

Her bina güçlendirilemez.

Güçlendirme kararının yalnızca “evimi kaybetmek istemiyorum” gerekçesiyle verilmesi doğru olmadığı gibi, yalnızca “yeni bina daha iyi olur” düşüncesiyle her yapının yıkılması da teknik bir değerlendirme yerine geçmez.

Üstelik güçlendirme projesinin hazırlanması başka, bunun sahada doğru uygulanması başka bir konudur. Projenin kâğıt üzerinde çok iyi olması, uygulamanın da otomatik olarak kaliteli olacağı anlamına gelmez.

İşte burada yapı denetimi, yetkin mühendislik, malzeme kalitesi ve belediyelerin denetim kapasitesi devreye giriyor.

Asıl Sorunlardan Biri: Para ve Finansman

Vatandaş açısından mesele sadece “güçlendirme yapılabilir mi?” sorusundan ibaret değil.

Bir apartmanda 20 daire olduğunu düşünelim. 18 malik güçlendirme isterken iki kişi istemiyorsa ne olacak? Maliyeti kim karşılayacak? Evinden çıkmak zorunda kalan kiracı nerede yaşayacak? Güçlendirme sırasında kira ve taşınma giderlerini kim üstlenecek? Projenin bedeli beklenenden fazla çıkarsa ne olacak?

Bunlar teknik rapor kadar gerçek sorunlar.

Üstelik 2025 yılında TBMM'ye sunulan bir yazılı soru önergesinde, orta hasarlı binalar için öngörülen güçlendirme kredilerinin uygulanmasına ilişkin ciddi soru işaretleri gündeme getirildi. Önergede, bazı depremzedelerin kredi desteğine güvenerek borçlanıp güçlendirmeye başladığı, ancak kredi sürecine ilişkin sorunlar yaşandığı iddia edildi. Bunlar bir milletvekilinin soru önergesinde yer alan iddialardır; dolayısıyla bunları kesinleşmiş bir kamu denetim bulgusu gibi değerlendirmemek gerekir. Fakat finansman meselesinin sahada neden kritik olduğunu göstermesi açısından önemlidir. Türkiye Büyük Millet Meclisi

Bence burada vatandaşın sorması gereken çok basit bir soru var:

Devlet “güçlendir” diyorsa, ortalama bir ailenin bu güçlendirmeyi hangi gelirle yapacağını da hesaplıyor mu?

Kadınların ve Erkeklerin Yaklaşımı Meselesinde Genellemelerden Kaçınmak

Bu tartışmada toplumsal boyutu da göz ardı etmemek gerekiyor. Erkeklerin daha stratejik ve çözüm odaklı, kadınların ise daha empatik ve ilişkisel olduğu şeklinde yaygın bir yaklaşım var. Ancak bunu biyolojik veya değişmez bir gerçek gibi kabul etmek doğru olmaz.